“Açlık Sınırının Altında Bir Ücret”
Fatih Erbakan, açıklanan asgari ücretle ilgili sert eleştirilerde bulunarak şu ifadeleri kullandı:
“İktidarın maalesef emeklilerle, asgari ücretlilerle, çiftçilerle, küçük esnafla ilgili karnesi bugüne kadar maalesef uygun bir seviyede, uygun bir tabloda değildi. O nedenle şimdi de gene benzer bir durumla karşılaştık. Belki bir ‘25 bin lira olur mu‘ diye bir ümit vardı ama en fazla tabii. O da gerçekleşmedi. Bize sorarsanız bu açıklanan ücret tam bir felaket çünkü daha şimdiden açlık sınırının altında. Yeni yapılan Birleşik Kamu İş‘in araştırmalarına göre, açlık sınırı 20 bin lirayı geçmişti. Şimdi 22 bin, 23 bin liralara dayandığını görüyoruz ve daha da artacağını göreceğiz. Çünkü enflasyon ortada. Dolayısıyla açlık sınırının altında maalesef bir ‘sefalet ücreti‘ olarak karşımıza çıkıyor. Bununla beraber ‘enflasyona ezdirmedik‘ diyorlar ama bunu neye göre nasıl söylüyorlar bunu da anlamıyorum.”
Enflasyon rakamlarına atıfta bulunarak şunları söyledi:
“Enflasyon Aralık ayında yüzde 48 seviyesinde. En son Kasım’ınki açıklandı yüzde 47. Bir önceki ay yüzde 48’di. Şimdi Aralık’ta açıklanacak bu da aşağı yukarı o civarda bir enflasyon olacak. Yüzde 48’lik, yüzde 47’lik bir enflasyonun olduğu ortamda yüzde 30 zam yapılması gerçekten de kabul edilecek bir durum değil. Hep şunu söylüyoruz; mevcut iktidarın artık millete verecek bir şeysi kalmamış. Bu açıklanan asgari ücrette bunun çok açık bir göstergesi.”
TÜRK-İŞ Başkanı’nın tepkisine katıldığını belirten Erbakan, şunları ekledi:
“TÜRK-İŞ başkanının isyan etmesine gerçekten de katılıyoruz. TÜRK-İŞ’in, işçinin temsilcisi olarak orada sözünün bir değeri kalmadığını, maalesef açıklanan bu rakam açık bir şekilde ortaya koymuş durumda.”
“Öcalan’ın Mecliste Konuşturulması Kabul Edilemez”
Abdullah Öcalan’ın TBMM’de konuşması tartışmalarına dair sorulan soruya yanıt veren Erbakan, bu durumu kesin bir dille eleştirdi:
“Altını çizerek ifade ettik. Neden uygun değil? Bir defa, böyle bir durum bizim şehitlerimizin, gazilerimizin anısına büyük bir saygısızlık olacaktır diye ifade ettik. Yıllarca insanlarımız, orada kolu koptu, bacağı koptu, gözünü kaybetti, çocuklar babasız kaldı, eşler dul kaldı, gazilerimiz var, yetimimiz var, öksüzümüz var, dullarımız var, kolu bacağı kopmuş terörle mücadele gazileri var, bu kadar şehidimiz var, 40 bin insanımız ölmüş. Yani bunların hepsini bir kalemde silelim ve Öcalan’ı getirelim. ‘Sayın Öcalan’ demekten daha ileri bir seviye bu. ‘Getirelim mecliste konuşturalım, Gazi mecliste, milletin iradesinin tecelli ettiği Meclis’in çatısı altında. Bir meşru siyasetçi gibi, bir parti lideri veya bir devlet adamıymış gibi orada hitap ettirelim.’ Bu gerçekten de kabul edilebilecek bir durum değil.”
Erbakan, böyle bir durumun devleti ve orduyu aciz duruma düşüreceğini ifade ederek şu sözleri kullandı:
“Bununla beraber, böyle bir yaklaşım; devletimizi, ordumuzu aciz duruma düşürür. O zaman ki açıklamamız da bunu da ifade ettik. Yani “Biz ordusuyla, devletiyle, hükümetiyle, milletiyle, bütün kurumlarıyla sizinle 40 senedir mücadele ediyoruz ama sonunda biz başarılı olamadık. Halen daha sizden kurtulamadık, sizi yenemedik. Onun için gelin siz bize yardım edin, siz bunu söyleyin, sizin elinizle, sizin ağzınızdan çıkacak cümlelerle biz bu dertten kurtulalım. Bizi bu dertten siz kurtarın.” Bu terör örgütü karşısında koskoca bir devletin acziyet görüntüsüdür. Böyle bir şeyi dediğim gibi kabul etmemiz mümkün değildir.”
PKK’nın, Öcalan’ın talimatıyla silah bırakmayacağını dile getiren Erbakan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“PKK, Öcalan istedi diye silah bırakmaz. Bunu bırakmayacağını kendileri de açıkladı. Hem Murat Karayılan, Duran Kalkan dediler ki; ‘Buna biz karar veririz.’ yani Öcalan karar veremez diyor. Aynı gün hemen, açıklamadan bir iki gün sonra TUSAŞ’a yapılan silahlı saldırı. “O önceden planlanmıştı“, tamam önceden planlandı da Sayın Bahçeli böyle bir açıklama yaptı diye o zaman bu saldırı durdurulabilirdi. Bunu da durdurmadılar. “Hayır biz silah bırakmayacağız” kararlılığını, mesajını veriyorlar. Öyleyse bunlarla müzakere edilmeyeceği, mücadele edilmesi gerektiği bir kez daha ortaya çıktı.”